
Kategori: İnsan & Teknoloji
Sabah gözünüzü açıyorsunuz. Telefon hangi haberi göreceğinizi seçiyor, uygulama hangi müziği dinleyeceğinizi öneriyor, navigasyon hangi yoldan gideceğinizi belirliyor, alışveriş sitesi neye ihtiyacınız olduğunu tahmin ediyor.
Bunların çoğu yaşamı gerçekten kolaylaştırıyor. Teknoloji zaman kazandırıyor, bilgiye erişimi artırıyor ve geçmişte uzun süren birçok işlemi birkaç saniyeye indiriyor.
Fakat tam bu kolaylığın içinde yeni bir bağlantı oluşuyor:
İnsan seçimini ne kadar teknolojiye bırakıyor?
Teknoloji artık yalnızca araç değil
Bir aracın ne işe yaradığını biliriz. Kullanır, işimiz bittiğinde bırakırız.
Dijital teknoloji ise günlük yaşamın sürekli eşlik eden bir parçasına dönüştü. Algoritmalar neyi izlediğimizi öğreniyor, geçmiş davranışlarımızdan tercihlerimizi çıkarıyor ve sonraki hareketimizi tahmin etmeye çalışıyor.
Bir süre sonra sistem yalnızca seçenek sunmuyor. Seçeneklerin sırasını da belirliyor.
Önümüze ilk gelen haber, ilk çıkan video, önerilen restoran, satın alınacak ürün ya da gidilecek rota rastgele oluşmuyor.
Böylece teknolojiyle kurulan ilişki, kullanımın ötesine geçerek algı ve seçim alanına giriyor.
Kolaylık seçim ihtiyacını azaltıyor
Her seçimin küçük bir bedeli vardır.
Durmak gerekir.
Alternatiflere bakmak gerekir.
Bazen belirsizlikle birkaç dakika kalmak gerekir.
Teknoloji bu süreci hızlandırdığında zihinsel yük azalır. Bu büyük bir avantajdır.
Ancak sürekli dışarıdan öneri almak, kişinin kendi tercihinin nasıl oluştuğunu fark ettiği anları da azaltır.
“Ne izlemek istiyorum?” yerine önerilen içerik açılır.
“Bugün ne yemek istiyorum?” yerine uygulamanın önerileri görülür.
“Nereye gitmek istiyorum?” yerine sistem en uygun seçeneği hesaplar.
Her biri küçük bir olaydır.
Fakat yaşam da büyük ölçüde bu küçük seçimlerden oluşur.
Bedenin verisi nerede kalıyor?
Teknoloji davranış geçmişimizi çok iyi okuyabilir.
Ne satın aldığımızı bilir.
Nerede durduğumuzu bilir.
Hangi içeriğe ne kadar baktığımızı ölçer.
Fakat o anda bedeninizde oluşan deneyimi sizin gibi yaşayamaz.
Bir seçeneğe bakarken bedeninizde oluşan rahatlığı, isteği, geri çekilmeyi ya da hareket itilimini yaşamaz.
Bu yüzden teknolojinin sunduğu veri ile insanın kendi bedensel verisi aynı şey değildir.
Biri geçmiş davranışlardan tahmin üretir.
Diğeri şimdiki deneyimin içinden bilgi taşır.
Öneri ile seçim arasındaki alan
Teknolojinin bir şey önermesi seçim alanını ortadan kaldırmaz.
Asıl mesele önerinin ardından ne olduğudur.
Önerileni otomatik olarak mı uyguluyorsunuz?
Alternatiflere mi bakıyorsunuz?
Bedeninizin o seçenekle temasını fark ediyor musunuz?
Kendi yönünüzü ekliyor musunuz?
Burada teknoloji ile insan arasında yeni bir ilişki kurulabilir:
Sistem önerir. İnsan seçer.
Bu küçük ayrım, teknolojinin gücünü azaltmaz. Tam tersine teknolojiyi yeniden yerine koyar.
Teknoloji insanı tanıdıkça insan kendini tanıyor mu?
Bugün algoritmalar kişinin alışkanlıklarını bazen kişinin kendisinden daha düzenli takip ediyor.
Hangi saatlerde aktif olduğunu, hangi tür içerikleri tercih ettiğini, hangi ürünleri tekrar satın aldığını ve hangi davranışları sürdürdüğünü kaydediyor.
Bu noktada ilginç bir durum ortaya çıkıyor:
Teknoloji insan hakkında giderek daha fazla veri toplarken, insan kendi deneyimini ne kadar duyuyor?
Bu yüzden dijital çağın önemli meselelerinden biri yalnızca yapay zekânın ne kadar gelişeceği değildir.
İnsanın kendi seçim mekanizmasıyla ne kadar bağlantıda kalacağıdır.
Fark Et → Harekete Geç → Sürdürülebilir Yap
Bugün telefonunuzun ya da bir uygulamanın size sunduğu tek bir öneriyi fark edin.
Bir video.
Bir ürün.
Bir rota.
Bir yemek.
Bir müzik.
Öneriyi hemen uygulamadan önce birkaç saniye bakın:
Ben ne istiyorum?
Sonra bedeninizde oluşan hareketi fark edin ve seçiminizi yapın.
Teknolojiyi yaşamdan çıkarmak gerekmiyor.
Onunla kurulan ilişkiye insanın kendi seçimini yeniden eklemek gerekiyor.
Teknoloji önerir. Seçim sizden çıkar.