
Bir telefon konuşması birkaç dakika sürer. Karşınızdaki insanın ses tonu biraz gergindir, konuşma normalden daha kısadır ya da söylediklerinin arasında size tanıdık gelmeyen bir mesafe vardır. Telefon kapanır. Konuşma bitmiştir fakat bedeniniz aynı hızla konuşmadan çıkmaz.
Nefesinizin ritmi değişir. Çenenizde bir tutulma fark edersiniz. Omuzlarınız yükselir. Göğüs bölgenizde bir sıkışma oluşur ya da içinizde sizi hareket etmeye, uzaklaşmaya, bir şey yapmaya yönelten bir itilim belirir.
Henüz ne olduğunu düşünmeden beden yaşananı algılamıştır.
Beden önce algılar
Beden, bulunduğunuz ortamdan sürekli veri alır. Ses tonu, yüz ifadesi, mesafe, hareket, temas, ışık, koku, sıcaklık ve çevredeki değişimler bu verinin parçalarıdır.
Bu nedenle bir konuşmada yalnızca sözcükleri duymazsınız. Sesin hızını, yüksekliğini, ritmini, aralardaki sessizlikleri ve karşınızdaki insanın size doğru ya da sizden uzağa hareketini de bedeniniz algılar.
Bu algı nefese, kaslara, sinir sistemine ve hareket biçiminize yansır.
Birinin sesi rahatlatıcı geldiğinde nefesiniz genişler, bedeniniz bulunduğu yere daha rahat yerleşir. Aynı insanın sesi başka bir anda gergin geldiğinde nefesiniz kısalır, dikkatiniz keskinleşir ve bedeniniz çevreden daha fazla veri toplamaya başlar.
Yaşanan olay aynı insanla kurulmuş kısa bir konuşmadır. Bedensel deneyim ise o an alınan veriye göre değişir.
Sonra düşünce devreye girer
Bedenin algıladığı değişimin ardından zihin yaşananı ölçmeye ve anlamlandırmaya başlar.
“Bana neden böyle konuştu?”
“Bir şey mi oldu?”
“Ben bir şey mi yaptım?”
“Bu ses tonunun anlamı ne?”
Zihin elindeki verileri geçmiş deneyimlerle karşılaştırır ve yaşanan için bir çerçeve üretmeye çalışır.
Tam burada bedenin algısı ile zihnin yorumu birbirine karıştığında, birkaç dakikalık bir konuşma günün geri kalanına yayılır. İnsan artık yalnızca konuşmanın etkisini taşımıyor; konuşmaya dair üretilen anlamları da taşımaya başlıyor.
Bu ayrımı fark etmek önemli bir araştırma alanı açar:
Beden ne duydu?
Zihin ne anlam üretti?
İkisi aynı şey değildir. İkisi aynı deneyimin farklı hareketleridir.
Duygu deneyimin içinde oluşur
Beden algılar, zihin yaşananı değerlendirir. Bu hareketlerin içinde duygusal alan da deneyimle bağlantı kurar.
Bir anda kırgınlık, merak, öfke, huzursuzluk, heyecan, yakınlık ya da uzaklık hissedersiniz.
Duygu burada yaşananla nasıl temas kurduğunuzu görünür kılar. Aynı konuşma iki farklı insanda farklı duygusal deneyimler üretir; hatta aynı insan aynı konuşmayı farklı bir gün yaşadığında başka bir duygu oluşturur.
Bu nedenle yaşanan bir olayı anlamak için yalnızca “ne oldu?” sorusuna bakmak yetmez.
Bedeninizde ne oluştuğu, zihninizin ne düşündüğü ve duygusal alanınızda ne yaşandığı birlikte görülmeye başladığında davranışınızın nereden doğduğu da görünür hale gelir.
His + Düşünce + Duygu = Davranış
Telefonu kapattıktan sonra tekrar mesaj yazmanız, konuşmayı zihninizde yeniden oynatmanız, bir arkadaşınızı aramanız, uzaklaşmanız, yemek yemeniz, yürüyüşe çıkmanız ya da hiçbir şey yapmadan beklemeniz birer davranıştır.
Davranış, deneyimin yaşamın içinde görünür hale geldiği yerdir.
Bu yüzden davranışı yalnızca “yaptığınız şey” olarak ele almak yerine öncesindeki bağlantıyı görmek çok daha fazla veri sunar:
Ne hissettim?
Ne düşündüm?
Hangi duygu oluştu?
Bunların içinden hangi davranışı ürettim?
Bu dört alan birlikte görüldüğünde yaşanan deneyim üzerinde yeni bir hareket alanı açılır.
Fark Et → Harekete Geç → Sürdürülebilir Yap
Bir sonraki kısa konuşmanızdan sonra birkaç dakika boyunca hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmadan yalnızca olanı fark edin.
Nefesiniz nasıl?
Çeneniz, omuzlarınız, göğsünüz ve karnınız ne durumda?
Zihniniz hangi düşünceleri üretiyor?
Hangi duygu daha görünür?
Ve şu anda hangi davranışa doğru hareket ediyorsunuz?
Burada amaç kendinizi incelemek için yaşamdan uzaklaşmak değil. Tam tersine, yaşamın içinde olanı daha yakından görmek.
Çünkü beden yaşananı çoktan duymuştur.
Siz onu fark ettiğiniz anda, davranışınızı bilinçli biçimde seçebileceğiniz yeni bir alan açılır.
Fark edin. Harekete geçin. Size uygun olan davranışı yaşamın içinde sürdürülebilir hale getirin.